Devletin ‘bakım’ politikası, failin ‘konfor’ alanı: Engelli kadınlar sistematik kıskaçta

Tekerlekli sandalyeyi saklamak veya ilacı kesmek, bir şiddet yöntemi olabilir mi? Engelli kadınlarla, devletin bakım sorumluluğunu üzerinden atıp aileye yıkan politikalarının, kadınları şiddet faillerine nasıl maruz bıraktığını konuştuk.

Fotoğrafta bir kadın "Patriyarka ve sağlamcılık el ele. Engelli Kadınlar Nerede?" yazılı döviz taşıyor.Kadının etrafında kalabalık bir gurup var, fakat kadın dışındaki grupta blur var.

Türkiye’de kadına yönelik şiddet verileri tartışılırken, engelli kadınlara dair istatistikler genellikle genel verilerin gölgesinde kalıyor. Ancak Engelli Kadın Derneği (ENG-KAD) ve UN Women tarafından Aralık 2024 tarihinde yayınlanan “Türkiye’de Engelli Kadınların Durumu, İhtiyaçları ve Öncelikleri” raporu, sorunun boyutlarını somut verilerle ortaya koyuyor.

Araştırmaya göre; Türkiye’de engelli kadınların yüzde 35,8’i şiddet görüyor. Şiddet türlerine bakıldığında, yüzde 89,5 oranında psikolojik şiddet, yüzde 23 oranında ekonomik şiddet ve yüzde 13,5 oranında cinsel şiddet vakası tespit edilmiş durumda.

Şiddete maruz kalan engelli kadınların sadece yüzde 31’i resmi kurumlara başvuruda bulunabiliyor. Geriye kalan yüzde 69’luk kesim, yapısal engeller ve alternatifsizlik nedeniyle adli süreci başlatamıyor.

Mevcut verileri, yasal boşlukları ve devletin bakım politikalarının şiddet üzerindeki etkisini; ENG-KAD kurucularından Psikolog Beyza Ünal, Türkiye Barolar Birliği Engelli Hakları Komisyonu Sözcüsü Av. Özlem Kara ve Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi’nden (SAKKAD) Gül Çandır Saç ile konuştuk.

Devlet politikası olarak şiddet: “Aile bakım modeli”

Engelli kadınlara yönelik hizmetlerin yetersizliği, birçok kadının şiddet gördükleri ortamdan ayrılmasını fiilen imkânsız kıldığını dile getiren Psikolog Beyza Ünal, erişilebilir olmayan yollar, binalar ve toplu taşıma araçları nedeniyle birçok engelli kadın için evden çıkmanın bile başlı başına zorlayıcı olduğunu söylüyor.

Ünal, Türkiye’deki engelli politikalarının büyük ölçüde “Aile Bakım Modeli” üzerine inşa edildiğini, devletin bakım sorumluluğunu üzerinden atarak aileye yüklediğini belirtiyor.

Beyza Ünal, kameraya bakarak poz veriyor. Ünal Tekerlekli sandalyede oturuyor.

Ünal, bu modelin yarattığı bağımlılık ilişkisini şu sözlerle anlatıyor: “Engelli politikaları büyük ölçüde ‘aile bakım modeli’ üzerine kurulu. Devlet, engellilerin bakımını çoğunlukla aileye yüklüyor. Engelli kadınların bağımsız ve şiddetten uzak bir yaşam kurmasının önündeki engellerden bir tanesi de bu. Engelli kadınlar çoğu zaman bakım gördüklerikişiler tarafından şiddet görüyor; bu da uzaklaşmayı daha da zorlaştırıyor.”

“Yetersizlikler, engelli kadınların şiddetle mücadelesini zorlaştırıyor”

Ekonomik ve fiziksel olarak bakım verene bağımlı hale getirilen kadın için evden ayrılmak, hayatta kalma araçlarından da vazgeçmek anlamına geliyor. Ünal’a göre, engelli kadınlar eğitim ve istihdam alanlarında dezavantajlı oldukları için kendi hayatlarını bağımsızca kuracak maddi ve sosyal olanaklara erişemiyorlar; bu da onları şiddetin yaşandığı ortamlara mecbur bırakıyor.

Devletin kurumsal kapasitesindeki yetersizlikler, engelli kadınların şiddetle mücadelesini daha da zorlaştırıyor. Ünal, sığınaklar, karakollar ve adliyelerin çoğu zaman erişilebilir olmadığını, delil toplama ve ifade verme süreçlerinin engelli kadınlar için ek engeller içerdiğini vurguluyor.

“Sağlamcılıkla yüzleşme yükü yine bize bırakılıyor”

Sivil toplum ve kadın hareketi cephesinde ise durum “teknik bir mesele” olarak görülüp öteleniyor. Ünal, feminist örgütlerde son yıllarda bir farkındalık gelişse de engellilik konusunun hala örgütlerin çalışma kapsamı dışında görüldüğünü belirtiyor.

Ünal, örgütlerin konuya mesafeli duruşunun yarattığı boşluğu şu sözlerle eleştiriyor:

“Engellilikten kaynaklanan sorunlar genellikle örgütlerin kendi çalışma kapsamlarının dışında kalan, uzmanlık gerektiren alanlar gibi algılanabiliyor. Bu da yeterli bilgiye ve deneyime sahip olmadıkları düşüncesiyle konudan uzak durmalarına yol açabiliyor.”

Ünal’a göre bu meseleler bireysel çaresizlik değil, tamamen sistemsel sorunlar. Ancak etkinliklerdeki erişilebilirlik sorunlarının hala “son dakika çözümleriyle” geçiştirildiğini belirtiyor.  Asıl sorunun zihniyette olduğunu ise şöyle vurguluyor:

“Kişilerin kendi sağlamcı tutumlarını sorgulamakta zorlandığını ve bu sorgulamanın yükünü yine engelli kadınlara bıraktığını görüyoruz. Bu nedenle engelli kadınların kadın hareketinin eşit ve görünür bir parçası hâline geldiğini söylemek için hâlâ önemli bir mesafe var.”

Tanımsız şiddet ve yasal boşluk

Özlem Kara bir masanın arkasında oturuyor ve kameraya bakarak poz veriyor. Kara iç mekan bir ortamda arkasında bir saksı ağacı var.

Engelli kadınların evden çıkmayı başarması durumunda karşılaştıkları ikinci büyük bariyer ise hukuk sistemi. Avukat Özlem Kara, engelli kadınlara yönelik şiddetin, “sağlam” normlara göre düzenlenen hukuk sisteminde bir karşılık bulamadığını belirtiyor.

Tekerlekli sandalyeyi uzaklaştırmak, işitme cihazını saklamak veya ilaçları manipüle etmek gibi davranışların kolluk kuvvetleri tarafından “şiddet” olarak algılanmadığını belirten Av. Kara, şunları söylüyor:

“Kadınlara yalnızca kadın olmaları nedeniyle yönelen şiddet, engelli ve kadın kimliklerinin kesişimsel bir varlık alanı olarak, engelli kadınlar üzerinde farklı yansımalarıyla yaşanmakta ise de şiddetin bu biçimlerinin görünürlüğünden söz edebilmek pek olanaklı bulunmuyor. Engelliliğe yönelik olumsuz önyargı ve yaklaşımlar bu anlamda engelli kadınların karşılaştıkları farklı şiddet biçimlerinin görünür olması ve tanımlanmasını da güçleştiriyor.”

Yargı ve kolluk görevlilerinin farkındalık eksikliği, nitelikli olmayan işaret dili tercümanları ve fiziksel erişim engelleri, engelli kadınları şiddetle mücadele süreçlerinde daha da güçsüz duruma getiriyor.

“Vesayet” kapanı: Fail aynı zamanda vasi ise?

Şiddet uygulayan failin; kadının babası, eşi veya kardeşi olması durumunda, aynı kişinin yasal olarak kadının “vasisi” sıfatını taşıması hukuki bir kilitlenme yaratıyor.

Av. Kara, failin vasi olduğu durumda kadının şikayetçi olmasının veya avukat tutmasının önündeki engelleri şöyle değerlendiriyor:

“Maalesef çözüm pek kolay olamıyor ancak, kimi durumlarda yasal vasiliğin kötüye kullanılması gerekçesiyle, kaldırılması için başvuruda bulunulması gibi bir çözüm denenebilir. Bu sorunlarla karşılaşıldığında uygulamada engelli kadının iradesine saygı gösteren bir yaklaşımla çözüm üretmek olanaksız da değil.”.

Kara, Türkiye’nin taraf olduğu BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 12. maddesine atıfta bulunarak, “zihinsel ehliyet” ile “hukuki ehliyet” kavramlarının birbirinden ayrılması gerektiğini savunuyor.

Mevcut sistemde yargının, kadının beyanını esas almak yerine “akli dengesi yerindedir” raporu isteme eğilimi, mağduriyeti derinleştiriyor. Kara, “Engelli kadınların beyanlarının bütünüyle yaşadıklarını anlatmalarına ve kendilerini güvende hissetmelerine olanak sağlayacak destekleyici mekanizmaların yokluğu, şiddet etkilerini derinleştiriyor” diyor.

Sağlamcılık: Kanıksanmış yapısal şiddet

Şiddetin hukuki ve sistemsel boyutunun ötesinde, politik ve toplumsal bir zemin olarak “sağlamcılık” ideolojisi duruyor. Sağlamcılığa Karşı Kadın Hareketi Derneği’nden (SAKKAD) Gül Çandır Saç, sağlamcılığı sadece bir ayrımcılık değil, yapısal bir şiddet biçimi olarak tanımlıyor.

Fotoğrafta iki döviz görülüyor. Dövizlerin birinde "Kör Sağır Dilsiz hakaret değil, kimliktir" ve "Sağlamcılık ve patriyarka el ele dön bak etrafına engelli kadınlar nerede!!!" yazıyor.

Saç, erişilebilirlik sorununun teknik bir detay değil, bir güvenlik meselesi olduğunu şu sözlerle vurguluyor:

“Sağlamcılık, sıklıkla engellilere, kronik/nadir hastalara, nöroçeşitlilere, yaşlılara yönelik bir şiddet biçimi olarak karşımıza çıkıyor. Ne yazık ki bu şiddet biçimi ‘kanıksanmış’ yapısal bir şiddet. Engelli kadınlar için erişilebilirlik sorunu aynı zamanda bir yaşam ve insan hakkı meselesidir. Erişilebilir olmayan toplumsal mekanlar kişinin güvenliğini tehlikeye sokabiliyor. Kamusal ve toplumsal yaşama tam ve eşit katılım için erişilebilirlik ek bir konu gibi ele alınırsa biz bu yapısal şiddeti de kanıksamış oluyoruz.”

Sağlamcılığın cinsiyetçilikle ittifak kurduğunu belirten Saç, bu durumun engelli kadınları “daha edilgen, daha zayıf” bir konuma hapsettiğini ve kamusal alandan dışlayıp özel alana kapatan düşünceyi kuvvetlendirdiğini ifade ediyor.

“8 Mart komitelerinde yokuz”

Feminist örgütlerin kapsayıcılık konusunda hala eksikleri olduğunu belirten Saç, engelli kadınların karar alma mekanizmalarında yer almadığını şöyle dile getiriyor:

“Sara Ahmed, bir toplantıda kimin olmadığının önemli olduğunu vurgular. Dolayısıyla kimlerle yakın/uzak ilişkide olduğumuz da aslında nerede konumlandığımızı göstermektedir. 8 Mart ve 25 Kasım komitelerimizde engelli kadınlar var mı? Bu toplantılarda erişilebilirliği hiç konuştuk mu? Eylem güzergahları buna göre belirlendi mi? Sembolik katılım değil gerçekten bu konuyu merkezimize alarak birlikte düşünmemiz önem teşkil ediyor.”.

Dijital aktivizmde de dışlayıcılığın sürdüğünü belirten Saç, görsel betimleme yapılmayan paylaşımların kör kadınları bilginin ve örgütlenmenin dışında bıraktığını, bunun da yapısal şiddeti yeniden ürettiğini savunuyor.

“Bu bir trajedi değil, kadın cinayeti”

Tüm bu tablo içerisinde engelli kadın hareketi, şiddeti bir “kader” veya “bakım zorluğu trajedisi” olarak gören anlayışa karşı sesini yükseltiyor. Saç, İzade Teker gibi örneklerde görülen şiddet vakalarının medyada ve toplumda ele alınış biçimine karşı net bir duruş sergilediklerini dile getiriyor:

“Şunu bilmeliyiz ki engelli bir kadın öldürüldüğünde bu bir trajedi değildir, kadın cinayetidir. Hesabını soracağımız politik mücadelemizin ve isyanımızın dışında bir yaşam değildir. Sağlamcılıktan kaynaklanan sorunları neler? Sağlamcılık ve patriyarka el ele nasıl temas kuruyor? Sadece özel alandaymışız gibi sanki buralarda hiçbir şey yaşanmıyormuş gibi sorunlarımız hayaletleşmemeli. ‘Vardık, varız, var olacağız’ sloganı, kadın hareketinin en güçlü kazanımını ifade eder. Çünkü benzer yok sayılma süreçlerine kadınlar tarihsel süreç boyunca direndi. O yüzden ben kadın hareketinin bu kesişimselliği büyüteceğine yürekten inanıyorum. Özneler yıllardır sözünü kuruyor. Kurmuyor değil. Bence dinleme vakti çoktan geldi.

YALNIZ DEĞİLSİN, HAKLARIN VAR

Eğer şiddete uğruyorsanız,

  • Acil Durumda: 112’yi arayın. İşitme veya konuşma engeliniz varsa “112 Engelsiz” uygulamasını veya KADES uygulamasını kullanarak tek tuşla konumunuzu polise bildirebilirsiniz.
  • Ücretsiz Avukat Hakkı: Maddi durumunuz elvermiyorsa, bulunduğunuz ildeki Baro Adli Yardım Bürosu’na başvurun. Engelli Hakları Komisyonu’ndan “erişilebilir” destek talep etme hakkınız var.
  • Dayanışma:
    • ALO 183: Sosyal Destek Hattı (7/24)
    • Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı: (0212) 292 52 31
    • Engelli Kadın Derneği (ENGKAD): Sosyal medya hesapları üzerinden ulaşarak yönlendirme desteği isteyebilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Sakat Cenah sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin