Toksik erkeklik ile sağlamcılık arasındaki benzerlikler

Herkes; sağlamcılık ile ırkçılık, cinsiyetçilik, türcülük gibi ayrımcılık biçimlerinin aynı köklerden beslendiğini bilir. Yıllardır diğer hak alanlarının engellilik konusunu nasıl da görmezden geldiğini türlü örneklerle anlatmışızdır. Bu defa engelli hareketi içindeki dehşet verici erkek egemenliğini madde madde açıklayacağım.

Fotoğrafta uçsuz bir kara parçasının ortasında boy aynası var. Aynanın içinde Erkeklik küçülebilen bir şeydir yazılı döviz gözüküyor.

Engelli derneklerine ister içeriden ister dışarıdan bakın, çok yoğun bir kadın emeği olduğunu görürsünüz. Organizasyon işlerinden toplantı tutanağı tutmaya, mail trafiğini yönetmekten çevrimiçi toplantı öncesi link göndermeye, dosyaları düzenlemekten sahada koşturmaya hemen her çalışmada kadınlar aktiftir. Bazıları da angarya olan birçok işi kadınlar üstlenmesine rağmen alana dair ciddi bir mesele olduğunda sözü erkekler alır. Teorik işlerde açıklama yapma yetkisi erkeklerde gibidir. Engellilikle ilgili kuramsal bir tartışma yapılacaksa mikrofon erkeklere uzatılır, programlara erkekler davet edilir.

Engellilik alanında fikir üreten/söz söyleyen erkeklerin tartışmalarında, birbiriyle tamamen zıt fikirlerde bile olsalar belli bir denge vardır. Bunun yanında bir erkek ile kadının kafa kafaya çatıştığı pek az örnek vardır. Bu gözlem ve deneyimlerimi önceden doğrudan kişilerle ilgili bireysel meseleler zannederdim. Ben de sonradan fark ettim ki bu kişilerle ilgili değil, bir erkeklik sorunu. Alanda aynı fikirde olsak bile sorun yaşadığım kadınlar olmuştur, hatta bazılarıyla aramıza mesafeler de girmiştir, bunlar kişiseldir, çünkü hiçbir tartışmada bir kadının benim üzerimde hiyerarşi kurmaya çalıştığını hissetmemişimdir. Söz gelimi bir anlaşmazlık halinde kadınlar, nezaketen bile olsa, “sanırım ben yanlış anlattım” gibi cümleler kurarken erkeklerin doğrudan, “yanlış anlıyorsun, sen yanlış düşünüyorsun” gibi yargılayıcı bir üslubu benimsemesi basit bir fark değildir. Yaşamın her noktasına sıçramış ve yıkılması gereken ataerkinin sonucudur.

Hangi hak alanında olursa olsun ayrımcılık konusunda durduğu yeri biraz derin kazabilmiş herkes; sağlamcılık ile ırkçılık, cinsiyetçilik, türcülük gibi ayrımcılık biçimlerinin aynı köklerden beslendiğini bilir. Yıllardır diğer hak alanlarının engellilik konusunu nasıl da görmezden geldiğini türlü örneklerle anlatmışızdır. Bu defa engelli hareketi içindeki dehşet verici erkek egemenliğini madde madde açıklayacağım.

Eleştiriye direnç/kırılgan aktivist

Nasıl ki bir sağlamcı, bir engelli tarafından ikaz edildiğinde yaptığı sağlamcılığı bir türlü kabul etmek istemez, böyle bir ithamı kendine konduramaz, aynı şekilde engelli hareketi içindeki bir erkeği cinsiyetçi bir söylemi veya davranışı dolayısıyla eleştirirseniz bunu kendi için kabul edilemez bulur. Ne de olsa hak temelli engelli mücadelesi veren birinin cinsiyetçi bir düşüncesinin olabileceği akla bile getirilmemelidir.

Ben öyle demek istemedim

Sağlamcı laflara asla toleransı olamayacak bir engelli erkek, cümlesinin sonuna şu üç harfli kısaltması olan iğrenç ifadeyi eklemekten utanıp çekinmez mesela. Burada ağız alışkanlığından daha da korkunç olan, bu  durumu aynı sağlamcılar gibi savunmaya geçmesidir. Ona göre bu dilde artık asıl anlamını yitirmiş ve deyimleşmiş bir ifadedir. Hatta edebi ve mizahi değeri olan bir kültürdür.

Tek taraflı samimiyet

Herkese siz diliyle hitap edilen bir ortamda engelli kişiye “sen” diyen sağlamcı gibi, çoğu erkek de karşısındaki kadınla konuşurken daha bir laubali, daha bir rahattır. Kaba saba laflar eder, titizlenmeden konuşur, özensizdir ve bunun sebebini samimiyet olarak açıklar. Engelli toplulukları içinde birbirine sürekli “abi çeken” erkekler, bir kadınla tartışmaları gerekirse, bu bir fikir tartışması olsa bile, üslubunu bir anda sokak kavgası moduna veya alaycı bir şakacılığa çekebilir. 

Gaslighting

Sağlamcılara verdiği haklı tepki biraz sert olan bir engelli; derhal agresif, uyumsuz, dengesiz, kontrolsüz, alıngan vb. etiketlerle karşılanır. Tıpkı bunun gibi, cinsiyetçilik eleştirisi alan kimi erkekler de kendisine eleştiri yönelten kadın için; “hassas, alıngan, abartıyor, kafayı yemiş, ruhsal sorunları var, yanlış anlıyor, uyduruyor…” gibi tepkilerle karşılanır.

Çok bilmişlik

Sağlamcıların hemen her konuda bir engelliden daha iyi bildiğini zannetmesine birçok engelli kişi tanıktır. Nasıl yürümeniz, nasıl yaşamanız, hangi işi yapmanız gerektiği gibi neredeyse tüm konularda sağlamcılar sizden daha iyi bildiklerini düşünürler. Sağlamcılığın en belirgin niteliklerinden biridir bu. Tıpkı bunun gibi toksik erkekliğin alameti farikası da “mansplaining/erbilmişlik”tir. Engelli grupları içinde tüm meseleleri kafasında bitirmiş herbokolog “abiler” vardır. Alana dair kavramları (sağlamcılık, ayrımcılık, mikrosaldırganlık, kapsayıcılık, çeşitlilik vb.) en iyi onlar bilir, en yerli yerinde onlar kullanır, eğer onlarla fikir ayrılığı yaşarsanız siz ya o kavramları çok yanlış anlamışsınızdır ya da ne dediğinizi bilmiyorsunuzdur. Yine sizin uzmanlık alanınız olsa bile psikolojiyi, felsefeyi, sosyolojiyi ve siyaseti de onlar bilir. Örneğin belli bir konuda ziyadesiyle cahil olduğunu bildiğiniz bir erkek, “İnsanlık tarihi bize göstermiştir ki…” diye lafa girer. Büyük büyük lafları vardır bu arkadaşların. İşte bu arkadaşların, “toplumsal cinsiyet eşitliği”nin aslında ne demek olduğunu ve benim bunu doğru anlayıp anlamadığımı da karara bağlamak için hazır bulunduklarından şüphem yok. Çünkü onların bilgi birikimleri, bakış açıları ve analizleri, bir kadın özne olarak yaşadığım ve hissettiğim deneyimden büyüktür.

Mağdura yatma, manipülasyon ve Ali Rıza Bey tripleri

Yapılan ayrımcılığı gizlemenin ustaca bir yolu da konuyu duygusal bir boyuta çekmektir. Yaptığı sağlamcılıkla yüzleştirilen biri; duydukları karşısında kalbinin çok kırıldığını, oysa ne kadar da iyi niyetli olduğunu, ama bu iyi niyetinin nasıl da yanlış anlaşıldığını söyler bazen. Benzer bir şekilde engelli mücadelesine gönül vermiş, burada gerçekten de ciddi emekleri olmuş olabilir, bir erkek de hemen aynı duygusallık kalkanına sarılabilir. Onca emeğin, birlikte yapılan onca çalışmanın ardından bu şekilde eleştirilmek onu kahretmektedir. Adeta asrın haksızlığına uğramıştır. Bu yüzden küsmüştür. Kızgın bile değildir (gerçi kızmak da bir tür eşitlenmedir), sadece çok üzgündür. Evrensel düzeyde etik değerleri olan bu samimi abimizi, yüreği insan sevgisiyle dolup taşan bu bu erdemli bireyi, bu fedakar ve cefakar babamızı üzdüğümüz için onu teselli etmemiz ve gönlünü almamız da gerekir. Maalesef manipülasyonları sonuç verir ve topluluktaki kadınlar tarafından bile teselli edilen, savunulan bir yüce makama oturuverir. Günün sonunda uyumsuz, arızalı ve “deli kadın” suçludur.

Bu yazı şimdilik burada bitiyor ama bir yandan başka bir şey başlıyor. Biz kadınlar; bu zehirli erkeklikten korkmak, çekinmek zorunda değiliz. Kimseyi pışpışlamak, alttan almak, durumu idare eden taraf olmak zorunda değiliz. Ancak sağlamcılıkla olduğu gibi cinsiyetçilikle de mücadele etmek zorundayız. Bunu yapacak gücümüz var.

Bir Cevap Yazın

Sakat Cenah sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin