Farklılıkların kesişiminde bir 8 Mart: Albinizmli kadınlar anlatıyor

Çok katmanlı bir ayrımcılığın tam ortasında, hem kadın hem engelli hem de “farklı” olmanın getirdiği o eşsiz ama zorlu deneyimi Albinizm Derneği’nden Şeyma Yazar Eşin ve Rana Durgut ile konuştuk.

Fotoğrafta mavi bir zemin üzerine Sen, ben, biz, birbirimizin çaresiyiz yazılı döviz var.

Fotoğraf: Dilara Açıkgöz/csgorselarsiv.org

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Sokaklar, meydanlar ve manşetler kadınların hak mücadelesiyle yankılanırken; biz merceğimizi çok katmanlı bir ayrımcılığın tam ortasında, hem kadın hem engelli hem de “farklı” olmanın getirdiği o eşsiz ama zorlu deneyime çeviriyoruz.

Albinizm Derneği Başkan Yardımcısı Şeyma Yazar Eşin ve Yönetim Kurulu Üyesi Rana Durgut ile; toplumun dayattığı güzellik normlarından güvenlik kaygılarına, “beyaz melek” etiketinden hak temelli bir özneliğe uzanan samimi bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Güzellik algısı: Bir çelişkinin ortasındayız”

Toplumun dayattığı “standart” güzellik algısı ile albinizmli bir kadın olarak kendi bedeninizi ve görünümünüzü algılayışınız arasında nasıl bir ilişki var? Bu süreçte nelerle mücadele etmek zorunda kaldınız?

Şeyma Yazar Eşin: Aslında tam bir çelişkinin ortasındayız. Toplumun idealize ettiği “sarı saç, beyaz ten” kalıbına dışarıdan bakıldığında uyuyor gibiyiz; hatta küçükken “Barbie bebek” benzetmeleriyle el üstünde tutulabiliyoruz. Ancak işin içine az görme, bembeyaz kaşlar ve kirpikler girdiğinde o “makbul” güzellik algısı hemen kırılıyor. Okul yıllarında ve ergenlikte bu farklılık bir zorbalık öznesine dönüşebiliyor. Yaş ilerledikçe anlıyorsunuz ki sorun sizin bedeninizde değil, toplumun farklılığı hazmetme biçiminde. Bugün bile kuaföre gittiğimde saçımın tonuna övgüler yağdıran bir uzmanın, konu kirpiklerime geldiğinde “Bunları hemen boyayalım, böyle olmaz” demesi, o tek tipleştirme çabasının en somut örneği.

Rana Durgut: Şeyma’nın deneyimi daha olumlu olabilir; benim çocukluk hatıralarım ise biraz daha karmaşık. Saçlarımın ve kirpiklerimin tamamen beyaz olması, küçük yaşlardan itibaren “farklı” olduğumu sık sık hatırlatan bir durumdu. Toplumsal normların güçlü olduğu bir ortamda büyüyünce insan zaman zaman bu farkla nasıl ilişki kuracağını sorgulayabiliyor. Ergenlik döneminde kaşlarımı ve kirpiklerimi boyadığım zamanlar da oldu. Aslında bu deneyim bana şunu düşündürdü: Toplumsal algılardan tamamen bağımsız bir kimlik kurmak kolay değil. İnsan, kendisine ait olan ve olmayan pek çok etkiyle birlikte kimliğini anlamlandırmaya çalışıyor. Kimliğinizin elinizde olan ve olmayan parçalarıyla nasıl bir bütün olacaksınız?

“Fiziksel olarak fazla görünür, haklar konusunda görünmeziz”

Fiziksel farklılığınızdan dolayı sürekli “görünür” olmak, dikkat çekmek ama aynı zamanda temel hak ve ihtiyaçlarınız bağlamında “görünmez” olmak gibi bir çelişkiyi günlük hayatınızda nasıl deneyimliyorsunuz?

Şeyma Yazar: Bu çok can yakıcı bir paradoks. Sokakta yürürken fiziksel olarak o kadar görünürüz ki, bizi bir kez gören biri yıllar sonra “Beni tanımadın mı?” diye hesap sorabiliyor. Ama iş eğitimde erişilebilir materyallere, kamusal alan düzenlemelerine veya sağlık hizmetlerine geldiğinde bir anda görünmez oluyoruz. İhtiyaçlarımızı haykırmadan kimse fark etmiyor. Görünürlüğün sadece saç rengimizde kalmasını değil, haklarımıza erişimde de sağlanmasını istiyoruz.

Rana Durgut: Kesinlikle. İnsanların sizi bir “ilham nesnesi” veya “başarı hikayesi” olarak nesneleştirmesi, aslında öznenizi yok saymaktır. “Buna rağmen başarmışsın” dediklerinde kurulan o hiyerarşik bağ, aslında sizin haklarınızın değil, sadece engelinizin görüldüğünün kanıtı. Okulda tahtayı göremediğinizi her gün yeniden hatırlatmak zorunda kalmak, fiziksel olarak orada olsanız da ihtiyaçlarınızla yok sayıldığınızın en net örneği.

Fotoğrafta solda Rana Durgut, sağda Şeyma Yazar Esin var. Kameraya bakarak poz veren kadınlar başörtüsü takıyor.

Az Görme: “Total kör değilsen görüyorsundur” yanılgısı

Albinizme dair toplumda en sık karşılaştığınız ve size en çok zarar veren yanlış inanış nedir?

Şeyma Yazar: Albinizm sadece dış görünüş değil, melanin eksikliği nedeniyle ciddi görme azlığıdır. Görme oranımız yüzde 5 ile 25 arasındadır. “Nistagmus” dediğimiz göz titremesi ve derinlik algısı eksikliğiyle yaşıyoruz. Mesela yüksek ışıkta veya şeritsiz bir merdivende önümüzü seçemeyebiliyoruz. Toplum “az gören” kavramını bilmiyor; ya tam görüyorsunuzdur ya da hiç. Bu gri alanı anlatmak, her defasında “neden yapamadığınızı” açıklamak insanı duygusal olarak çok yoruyor.

Güvenlik: “İki katmanlı bir kaygı”

Güneşe olan hassasiyetiniz ve az görme durumu, kentsel hayata ve kamusal alanlara katılımınızı bir kadın olarak nasıl etkiliyor? Özellikle güvenlik endişeleriyle birleştiğinde sokakta olmak sizin için ne anlama geliyor?

Şeyma Yazar: Türkiye’de kadın olmak zaten zor, engelli bir kadın olduğunuzda tehlike katlanıyor. Güneşli bir günde, haritayı göremediğiniz veya yolu seçemediğiniz bir an birine güvenip soru sormak bile büyük bir risk analizi gerektiriyor. Bu durum bazen çok çaresiz hissettirebiliyor.

Rana Durgut: Sosyal hayatımızda her adımı iki üç kat fazla düşünmek zorundayız. Bir arkadaş grubunda yürürken güneşli bir zeminde yavaşladığınızda gruptan kopabiliyorsunuz. Hem kadınlık hem de engellilik, bizi kentsel alanda sürekli tetikte olmaya zorluyor.

Çifte cam tavan: Kadınlık ve engellilik kıskacında kariyer

Eğitim veya çalışma hayatında, hem cinsiyetinizden hem de engellilik durumunuzdan kaynaklı bir tür “çifte cam tavanla” karşılaştığınızı hissettiğiniz anlar oldu mu?

Şeyma Yazar: İş hayatında kadınların, erkeklerle aynı işi yapmalarına rağmen daha az ücret aldığı bir gerçeklik zaten var. Engelli bir kadın olduğunuzda ise beklentiler iyice aşağı çekiliyor. Şirketler yasal kota nedeniyle engelli çalışan bulunduruyor ama bazen diplomanıza veya yetkinliğinize bakılmaksızın yapacağınız işler kısıtlanabiliyor, terfi süreçleri görünmez bir engele takılabiliyor. Ben şahsen bu önyargıları kırmayı başardım ancak bu durum, her engelli kadının karşısına çıkan yapısal bir sorun. Kurumlarda var olmamız, bizden sonrakilerin bu tavanı daha kolay kırmasını sağlayacak.

Rana Durgut: Akademik veya profesyonel olarak ne kadar yetkin olursanız olun, bir kadın olarak sözünüzün kıymeti bazen bir erkeğe göre daha az olabiliyor. Engellilik buna eklendiğinde, ihtiyaçlarınızı dile getirmek “zayıflık” ya da “korunmaya muhtaçlık” olarak etiketlenmenize yol açıyor. Görme probleminizle ilgili bir düzenleme talep ettiğinizde, bu bazen “abartı” olarak görülebiliyor ya da “o işi zaten yapamaz” önyargısını pekiştirebiliyor. Kendi kararlarımızı verebilen özneler olduğumuzun kabul edilmesi için iki kat daha fazla çaba harcamamız gerekiyor.

Feminist Hareket ve Kapsayıcılık

Ana akım kadın hareketinin ve feminist mücadelenin engelli kadınların, özelinde de albinizmli kadınların sorunlarını yeterince kapsadığını düşünüyor musunuz? Hangi tartışmalar eksik kalıyor?

Şeyma Yazar: Maalesef çok kapsadığını düşünmüyorum. Son dönemde bir kıpırdanma var ama erişilebilirlik, sağlık hizmetlerine erişim ve güvenlik gibi konular hala “genel” başlıklar altında geçiştiriliyor. Albinizmli bir kadının özel deneyimi bu büyük havuzun içinde kayboluyor.

Rana Durgut: Her engelli kadının deneyimi biriciktir. Albinizmli bir kadının ihtiyaçlarıyla ortopedik engelli bir kadınınki aynı değil. Kadın hareketi, sadece “kadın” paydasında değil, bu öznel deneyimlerin derinliğinde de buluşmalı. Sayıca az olabiliriz ama yaşadığımız hak ihlalleri çok gerçek.

“Eşitlik herkes için olduğunda gerçektir”

Bu 8 Mart’ta diğer kadınlara, hak savunucularına ve genel olarak topluma en yüksek sesle söylemek istediğiniz mesaj nedir?

Şeyma Yazar: Deneyimlerimiz farklı olsa da adalet ve eşitlik mücadelemiz ortak. Farklılıklarımızı görmezden gelmek yerine onları kapsayarak bir arada durmalıyız. Engelli kadınların sesi, ana akım mücadelenin içine karıştığında ancak o zaman gerçek bir güçten bahsedebiliriz. Eşitlik herkes için olduğunda gerçekten sağlanmış olur.

Rana Durgut: Bir kadın, bir engelli ve en nihayetinde engelli bir kadın olarak kimliğimizin her parçasına sahip çıkmalıyız. Bu mücadelenin getirdiği zor duyguları kabul edip hakkımızı savunmaya devam edeceğiz. Sayımıza bakmadan, her bir bireysel deneyimin ne kadar kıymetli olduğunu hatırlatmak istiyoruz. 8 Mart hepimizin günü.

Bir Cevap Yazın

Sakat Cenah sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin