Görme engelli sporcuların toplumda “engelleri aşan mucizevi kahramanlar” olarak sunulması, sahadaki idari ve yapısal sorunların üstünü örtüyor. Belçika’da B1 (görme engelliler) futbolu oynayan Betül Öksüz ve Türkiye’de ulusal düzeyde kör satrancı oynayan Muhammet Balcı, maruz kaldıkları bu acıma odaklı bakış açısını reddediyor. Onların ortak talebi net: Başarılarının dramatize edilmesi değil, profesyonel sporcu kimliklerinin ve haklarının tanınması.
Türkiye ve Avrupa’daki spor altyapıları, engelli branşlarına aynı profesyonellikle yaklaşmıyor. İki genç sporcunun deneyimleri; tesisleşme eksikliği, hakemlerin kural tanımazlığı, liyakatsiz antrenörler ve bütçe yetersizlikleri gibi temel sorunları gözler önüne seriyor.
Saha kenarındaki disiplinsizlik
Tam görme engelli (B1) futbolunda oyuncular, konumlarını topun içindeki zillerin çıkardığı sese ve saha kenarındaki yönlendiricilerin komutlarına göre belirliyor. Çarpışmayı önlemek için topa hareketlenen oyuncunun “Voy!” (Geliyorum) diye bağırması zorunlu.
Belçika’da doğup büyüyen ve ortaokulu kaynaştırma eğitimiyle okuyan Betül Öksüz, futbola ilk adımını bir öğretmeni aracılığıyla atmış. Öksüz, sporcu keşfetme sürecinin dernekler, okul afişleri ve federasyon tanıtımlarıyla yürüdüğü Belçika’daki altyapı ve tesisleşme konusundaki eksiklikleri şöyle anlatıyor:
“Belçika’da üç B1 futbolu takımı var ve sadece birinin resmi ölçülerde sahası var. Maç yapmak istediğimizde diğer kulübe ait sahayı kullanmak için izin ve müsaitlik bekliyoruz. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de her kulübün kendi standart sahası var. Bu, Türkiye için büyük bir avantaj.”
Ancak Öksüz, saha içindeki idari zafiyetlerin bu avantajı gölgelediğini belirterek şu eleştirileri getiriyor:
“Türkiye’de yönlendiriciler bazen ses tonuna dikkat etmeden, azarlar şekilde konuşabiliyor. Bu moral bozucu olabiliyor. Ayrıca hakemlerin fazla toleranslı olduğunu fark ettim. Kurallara göre sadece kendi bölgesinde konuşması gereken yönlendiricilerin, yasak olan bölgelerden oyuncu yönlendirdiğini ve hakemlerin buna tepki vermediğini gördüm. Oysa Belçika’da öncelik keyif almak.”
İşin ekonomik boyutunda ise tablo farklılaşıyor. Türkiye’de dereceye giren profesyonel engelli sporcular belirli bir ödül sistemine tabi tutulurken, Belçika’da devlet desteği neredeyse bulunmuyor.
Öksüz, Belçikalı kulüplerin finansman sağlamak için Noel pazarlarında stant açtığını belirtiyor. Kadın futbolu özelinde ise Türkiye’nin daha hızlı geliştiğini vurguluyor: “Türkiye’de profesyonel bir oyuncu maaş ve dereceye göre para ödülü alırken, Belçika’da devlet desteği neredeyse hiç yok. Sponsorluk için radyo kanallarına çıkıyor, Noel pazarlarında stant kuruyor ve özel geceler düzenleyerek reklam alıyoruz. Sağlık sigortamız birçok şeyi karşılasa da fiziksel riskli sporlar için ek bir kayıt ücreti ödüyoruz. Türkiye’de kadın futbolcu olmak daha kolay çünkü kadın ve erkek sporcuların antrenman ve maç günleri ayrılabiliyor. Belçika’da haftada bir-iki antrenman olur ve bunlar karışık yapılır, maçlar da karma düzenlenir. Türkiye’de kadın futbolunun çok daha hızlı geliştiğini söyleyebilirim.”
Satrançta liyakat sorunu ve hakem hataları
Siyah karelerin beyazlardan birkaç milimetre daha yüksek olduğu ve her taşın özel olarak sabitlendiği “Kör Satrancı”, oyuncuların her hamleyi sesli anons edip notasyon (hamle kaydı) tutması zorunlu.
Boğaziçi Üniversitesi öğrencisi Muhammet Balcı ise satranç yolculuğuna amcasının öğretmesiyle başlamış. 15 yaşında bir spor kulübüyle tanışması, onun için kabartma satranç takımlarına ve sesli kitaplara erişim noktasında dönüm noktası olmuş. Balcı, kaynaklara erişim ve teknoloji kullanımı hakkında şunları söylüyor:
“Satranç Türkiye’de yeni popülerleşen bir spor ve Türkçe içerik yurt dışıyla kıyaslandığında oldukça sınırlı. Ben başladığımda erişilebilir bir online platform mevcut değildi; ancak şu an Lichess ve Chess.com gibi siteler körcül mod imkanı sunuyor. Yurt dışındaki rakiplerimizle aramızda teknolojik açıdan kayda değer bir fark olduğunu düşünmüyorum.”

Balcı, uluslararası turnuvalardaki organizasyonel farkları ve hakemlerin kurallara hakimiyeti konusundaki sorunları Litvanya, İran ve Türkiye örnekleri üzerinden detaylandırıyor:
“2025’te Litvanya’daki turnuvada organizatör benim için masaya özel bir sesli saat koymuştu. Kendi federasyonumuz (Türkiye) sesli saat temin etmediği için, her maça rakibimin saat getirmesini umarak gidiyorum.”
Balcı’nın aktardığı 2025 Türkiye Şampiyonası’ndaki hakem ihlali ise sistemdeki “acıma” odaklı profesyonellikten uzak tavrı özetliyor:
“Rakibim maç sırasında zorunlu olan hamle kaydını tutmuyordu. İtiraz ettiğimde hakemin bana verdiği cevap ‘Engelli olduğu için gerek yok’ oldu. Oysa bu kural esnetilemez; kabartma yazıyla veya sesle kayıt zorunludur.”
Türkiye’deki en büyük zorluğun ekonomik nedenlerle düşen turnuva kalitesi olduğunu ifade eden Balcı, sistemdeki aksaklıkları şu sözlerle dile getiriyor:
“Eskiden kaynak azdı ama şampiyonalar kaliteliydi. Şimdi kaynak çok ama ekonomik koşullar nedeniyle turnuvalara gitmek, konaklamak büyük bir mali yük. Ayrıca Türkiye’de ‘gazla çalışan’ amatör bir koçluk varken, Bulgaristan gibi ülkeler unvanlı sporcuları antrenör olarak atıyor. Türk asıllı bir Bulgar sporcunun, bizim antrenörümüzün seviyesini görüp ‘Koskoca Türkiye düzgün bir antrenör veremedi mi?’ diye alay etmesini unutamıyorum.”
Ortak çağrı: “Profesyonel sporcu olarak tanınmak istiyoruz”
Her iki sporcu da toplumun bakış açısını “ikili bir yapı” olarak tanımlıyor. “Başarmış engelli” ve “profesyonel sporcu” tanımlarının iç içe geçtiğini, ancak bunun bir ötekileştirme aracına dönüşmemesi gerektiğini savunuyorlar.
Öksüz, B1 futbolunun dışarıdan korkutucu görünmesine rağmen gençlerin bu önyargıyı sadece deneyerek kırabileceğini belirtiyor. Balcıise spor kulüplerine katılmanın erişilebilir materyallere ve sosyal çevreye ulaşmanın en hızlı yolu olduğunu vurguluyor. Her iki sporcu da başarının bir “kahramanlık hikayesi” gibi dramatize edilmesinden ziyade, profesyonel sporcu kimliğinin tanınmasını bekliyor.
2003, Ankara doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim bölümü öğrencisidir. Erişilebilir bir kampüs ortamı yaratmayı hedefleyen Engelsiz Bilgi Öğrenci Kulübü’nün başkanlığını yürütmektedir.
Engelli hakları savunucusu olarak, Eğitimde Görme Engelliler Derneği ve Toplum Gönüllüleri gibi çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif çalışmalar yürütmüştür ve yürütmeye devam etmektedir.
Ayrıca, medyada yer alan yanlış temsiliyetler (engelliler, LGBT+ bireyler, yaşlılar) üzerine araştırmalar yapmakta ve bu alanda raporlar hazırlamaktadır.





Bir Cevap Yazın