Sağlamcılık Radarı: “Azim”, “mucize”, “fedakârlık” — peki hak nerede?

Sağlamcılık Radarı’nın ikinci sayısında, ağustos ayında yayımlanan 10 haber üzerinden medyada engelliliğin nasıl temsil edildiğine bakıyoruz. Bu ay “azim”, “mucize”, “fedakâr aile”, “hayata tutunma” ve “engel aşma” kalıplarının hak, erişilebilirlik ve kurumsal sorumluluk sorularını nasıl gölgede bıraktığını inceliyoruz.

Gri tonlarda hazırlanmış bir gazete kupürleri kolajı görülüyor. Üst üste yerleştirilmiş haber parçalarında “Öğrenme azmi örnek oluyor”, “Görme engeline rağmen rengarenk çantalar örüyor”, “Tekerlekli sandalyeden kalkıp hayata tutundu”, “Azmiyle başardı”, “Fedakâr ailenin desteği” ve “Engelli çocuğuyla ortada kaldı” gibi başlıklar yer alıyor. “Azmi”, “engeline rağmen”, “hayata tutundu” ve “fedakâr aile” ifadeleri sarı renkle vurgulanmış; kırmızı kalemle daire içine alınmış ve yanlarına eleştirel notlar düşülmüş. Ortadaki sarı not kağıdında “Dil önemlidir. Başka bir habercilik mümkün.” yazıyor.

Sağlamcılık her zaman açık ayrımcı ifadelerle karşımıza çıkmaz. Bazen “hayata tutundu”, “engelleri aştı”, “azmiyle örnek oldu”, “fedakâr ailesi sayesinde”, “normal insan” ya da “yardım eli bekliyor” gibi iyi niyetli görünen haber kalıplarıyla yeniden üretilir.

Sağlamcılık Radarı, medyada engelliliğin nasıl temsil edildiğini izlemek, sorunlu kalıpları görünür kılmak ve hak odaklı habercilik için alternatif bir dil önermek amacıyla hazırlanıyor. Bu seri, haberleri ya da gazetecileri hedef göstermek için değil; engellilik haberciliğinde sık tekrarlanan anlatıları tartışmak ve “başka türlü yazmak mümkün” demek için var.

Bu sayıda, ağustos ayında yayımlanan 10 habere bakıyoruz. Haberlerde ortaklaşan sorun şu: Engellilerin eğitimi, sanatı, sporu, inancı, barınma hakkı ya da gündelik yaşamı çoğu zaman hak ve erişilebilirlik bağlamından koparılarak “azim”, “mucize”, “fedakârlık”, “hayata tutunma” ve “engel aşma” hikâyesine dönüştürülüyor.


1. “Tekerlekli sandalyeden kalkıp hayata tutundu”: Yürümek neden “hayata dönüş” gibi anlatılıyor?

Akdeniz Gerçek’te yayımlanan haberde, cam kemik hastalığıyla yaşayan Volkan Alçın’ın fizyoterapi süreci “tekerlekli sandalyeden kalkıp hayata tutundu” başlığıyla veriliyor. Haberde “tekerlekli sandalyeye mahkûm”, “kendi mucizesini yaratmak”, “imkânsızı başaran irade” ve “engelleri aşma” gibi ifadeler öne çıkıyor.

Sorun ne?
Bu haber, rehabilitasyon ve fiziksel iyileşme sürecini “hayata tutunma” ve “mucize” anlatısına dönüştürüyor. En sorunlu nokta ise yürümeyi hayatla, tekerlekli sandalye kullanımını ise hayattan kopmakla eşitlemesi. Oysa tekerlekli sandalye bir “mahkûmiyet” değil; birçok kişi için bağımsız hareketi mümkün kılan bir araçtır.

Volkan Alçın büyük bir Çarşamba yazısı önünde ayakta poz veriyor.

Neden sağlamcı?
“Sandalyeden kalkmak” başarı, “tekerlekli sandalye kullanmak” yenilgi gibi kurulduğunda, hareketlilik yardımcısı kullanan kişilerin yaşamları eksik ya da daha az değerliymiş gibi gösterilir. Hak odaklı habercilik, kişinin iyileşme sürecini anlatırken tekerlekli sandalye kullanan insanları değersizleştiren dili yeniden üretmez.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Volkan Alçın’ın fizik tedavi sürecini “tekerlekli sandalyeden kalkıp hayata tutunma” anlatısı yerine rehabilitasyon, destek hizmetleri ve bağımsız yaşam bağlamında kurabilirdi. Tekerlekli sandalyeyi mahkûmiyet gibi göstermek yerine, hareketlilik desteklerinin engelliler için bağımsız yaşamın bir parçası olduğu hatırlatılabilirdi. Böylece haber, yürümeyi tek başarı ölçütü haline getirmeden kişinin yaşadığı süreci ve ihtiyaç duyduğu destekleri anlatabilirdi.


Fidan Kılınç, bir koltukta oturarak örgü yapıyor. Koltukta yanında ördüğü çantalar gözüküyor.

2. “Görme engeline rağmen çanta örüyor”: Üretmek neden şaşırtıcılaştırılıyor?

Habertürk’te DHA kaynaklı yayımlanan haberde, görme engelli bir kadının çanta örmesi “görme engeline rağmen rengarenk çantalar örüyor” başlığıyla duyuruluyor. Haberde “hayata küsmek yerine” ve “ilham veriyor” gibi kalıplar da kullanılıyor.

Sorun ne?
Haber, kör bir kadının üretimini olağan bir emek, beceri ve ekonomik/sanatsal faaliyet olarak değil, “görme engeline rağmen” yapılan şaşırtıcı bir iş gibi sunuyor. “Hayata küsmek yerine” ifadesi ise görme kaybının doğal sonucunun hayata küsmek olduğu varsayımına yaslanıyor.

Neden sağlamcı?
Körlerin üretmesi, çalışması, örmesi, tasarlaması ya da sanatla uğraşması olağan dışı değildir. Bu tür haberlerde mesele “engeline rağmen yaptı” değil; kişinin üretimini hangi koşullarda sürdürdüğü, erişilebilir malzeme ve satış kanallarına erişip erişemediği, emeğinin nasıl değerlendirildiği olmalıdır.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, kör bir kadının çanta örmesini “görme engeline rağmen” yapılan şaşırtıcı bir başarı gibi değil, emek, üretim ve ekonomik bağımsızlık bağlamında ele alabilirdi. “Hayata küsmek yerine” gibi ifadeler yerine, kişinin üretimini nasıl sürdürdüğü, malzemeye, pazara ve satış kanallarına nasıl eriştiği sorulabilirdi. Böylece haber, engelli bir kişinin üretmesini olağan dışılaştırmadan emeğini görünür kılabilirdi.


Yeni Birlik haber sitesinin ekran görüntüsü. Başlık ve fotoğraf gözüküyor. Kenarlarda başka haberler var. Fotoğrafta Ayşe Işık, çizim yapıyor.

3. “Kaza sonrası hayata tutundu”: Sanatçının eserleri neden geri planda kalıyor?

Yeni Birlik’te yayımlanan haberde ressam Ayşe Işık’ın hikâyesi “kaza sonrası hayata tutundu” ve “ilham verici yolculuk” ifadeleriyle anlatılıyor. Haberde “dünyaya umut veren hikâye” ve “engelleri aşma hikâyesi” gibi kalıplar da öne çıkıyor.

Sorun ne?
Bir ressamın üretimi haberleştirilebilir; ancak haber sanatçının eserlerini, estetik yaklaşımını, üretim sürecini ve sanat alanındaki ihtiyaçlarını merkeze almak yerine, engelliliği aşma anlatısına yaslanıyor. Böyle olunca Ayşe Işık’ın sanatı, “hayata tutunma” hikâyesinin arka planına itiliyor.

Neden sağlamcı?
Engelli sanatçıların üretimi sürekli “ilham verici yolculuk” olarak anlatıldığında, sanatın kendisi görünmezleşir. Hak odaklı habercilik “Bu kişi engeline rağmen ne yaptı?” diye değil; “Bu sanatçı ne üretiyor, üretimini sürdürebilmesi için hangi desteklere ve erişilebilir alanlara ihtiyaç duyuyor?” diye sorar.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, Ayşe Işık’ın sanatını “hayata tutunma” ya da “ilham verici yolculuk” kalıplarıyla değil, sanat üretimi ve kültürel yaşama katılım hakkı üzerinden anlatabilirdi. Ressamın eserleri, üretim süreci, sanatsal yaklaşımı, sergileme imkânları ve erişilebilir sanat alanlarına erişimi merkeze alınabilirdi. Böylece haber, engelliliği aşma hikâyesi yerine sanatçının emeğini ve sanat alanındaki ihtiyaçlarını görünür kılabilirdi.


Hakkari Haber Tv sitesinin ekran görüntüsü

4. “Azmiyle örnek oldu”: Akademik başarı neden “engel aşma” hikâyesine çevriliyor?

Hakkari Haber TV’de yayımlanan haberde, görme engelli Taş’ın YKS’de Türkiye 3.320’ncisi olması “azmiyle örnek oldu”, “imkânsız denileni başardı” ve “görme engeline rağmen” gibi ifadelerle anlatılıyor.

Sorun ne?
Bir öğrencinin sınav başarısı haber değeri taşıyabilir. Ancak başarı doğrudan “engeller azimle aşılabilir” mesajına bağlandığında eğitim sisteminin erişilebilirliği, sınav uyarlamaları, materyal desteği, rehberlik hizmetleri ve kurumsal sorumluluk soruları geri planda kalır.

Neden sağlamcı?
“Azim” vurgusu, yapısal engelleri kişisel iradeyle aşılması gereken bireysel sorunlara dönüştürür. Oysa görme engelli bir öğrencinin akademik başarısı, yalnızca kişisel çaba değil; erişilebilir eğitim hakkı, sınav düzenlemeleri ve eğitim kurumlarının sorumluluğu üzerinden de tartışılmalıdır.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, akademik başarıyı “azimle engelleri aşma” anlatısına sıkıştırmadan, görme engelli bir öğrencinin eğitim sisteminde hangi desteklerle ilerlediğini sorgulayabilirdi. Sınav sürecinde erişilebilir materyal, rehberlik, ek süre, okuyucu desteği, dijital kaynaklara erişim ve okulun sorumluluğu ele alınabilirdi. Böylece başarı, yalnızca kişisel iradeye değil, erişilebilir eğitim hakkına bağlanabilirdi.


5. “Azmiyle başardı”: Milli sporcunun başarısı neden engelliliğe indirgeniyor?

Marmara Hayat’ta yayımlanan haberde, Avrupa derecesi bulunan milli sporcunun başarısı “azmiyle başardı”, “hayaline kavuştu”, “azmi ve başarılarıyla örnek oluyor” ve “engellere rağmen vazgeçmeyen” ifadeleriyle sunuluyor.

Görselde haberin başlığının ekran görüntüsü var. "Azmiyle başardı, Büyükşehir'le hayaline kavuştu" başlığı var.

Sorun ne?
Haberin merkezinde sporcunun branşı, dereceleri, antrenman süreci, spor politikaları ve erişilebilir spor imkânları olması gerekirken, anlatı yine “engelliliğine rağmen başardı” çizgisine kayıyor. Sporcu, atletik performansıyla değil, “vazgeçmeyen engelli kişi” figürüyle öne çıkarılıyor.

Neden sağlamcı?
Para sporcuları haberleştirilirken “engel tanımamak” ya da “azimle başarmak” klişesi yerine performans, teknik, antrenman, kulüp desteği, sponsorluk, spor tesislerinin erişilebilirliği ve spor politikaları konuşulmalı. Sporcu önce sporcudur; engelliliği onun başarısını açıklayan tek çerçeveye dönüştürülmemelidir.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, milli sporcunun başarısını “engellere rağmen vazgeçmeyen” kalıbıyla değil, sportif performans, antrenman süreci, branşın koşulları ve erişilebilir spor politikaları üzerinden kurabilirdi. Sporcunun dereceleri, kulüp desteği, tesislere erişimi, sponsorluk ihtiyacı ve para sporlarının görünürlüğü tartışılabilirdi. Böylece sporcu, önce “engelli bir ilham figürü” olarak değil, emeği ve performansıyla bir sporcu olarak anlatılabilirdi.


Görselde haberin başlığının ekran görüntüsü var. "Evlerinin önü parka dönüştürüldü:3 engelli kardeşin evinin bahçesine salıncak kuruldu" başlığı var.

6. “Hayatlarına dokunuldu”: Kamusal parka erişim yerine ayrıştırılmış çözüm

Yaşadıkça’da yayımlanan haberde, üç engelli kardeşin evinin önüne salıncak kurulması “hayatlarına dokunuldu” çerçevesiyle anlatılıyor. Haberde çocukların kamusal parka erişememesi yerine evlerinin önünde özel bir oyun alanı oluşturulması olumlu bir çözüm gibi sunuluyor.

Sorun ne?
İlk bakışta iyi niyetli bir destek gibi görünen bu haber, daha temel bir soruyu sormuyor: Çocuklar neden mahalledeki parklara, oyun alanlarına ve kamusal sosyal alanlara erişemiyor? Kamusal alanı erişilebilir hale getirmek yerine evin önüne salıncak kurmak, çözümü aileye ve eve hapsedebilir.

Neden sağlamcı?
Engelli çocukların oyun hakkı, evlerinin önünde ayrı bir düzenekle değil, herkesle birlikte kullanabilecekleri erişilebilir parklar ve kamusal alanlarla güvence altına alınmalıdır. Haberde annenin “etrafı rahatsız ediyorlardı” ifadesinin sorgulanmadan aktarılması da çocukların kamusal varlığını rahatsızlık gibi gösterebilir.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, üç engelli kardeşin evinin önüne salıncak kurulmasını yalnızca “hayatlarına dokunuldu” anlatısıyla vermek yerine, kamusal parkların neden erişilebilir olmadığını sorgulayabilirdi. Çocukların oyun hakkı, mahalledeki parkların erişilebilirliği, yerel yönetimin sorumluluğu ve ayrıştırılmış çözümlerin sınırları tartışılabilirdi. Böylece haber, iyi niyetli bir desteği aktarırken engelli çocukların herkesle birlikte kamusal alana katılma hakkını da görünür kılabilirdi.


Görselde haberin başlığının ekran görüntüsü var. "Özel gereksinimli bireylerin artış göstermesi konusunda yeterli tedbirleri alıyor muyuz?.

7. “Başımızın tacı”, “imtihan”, “sabır”: Engellilik neden acı ve sınav diliyle anlatılıyor?

Ankara Ulus’ta yayımlanan yazıda, “özel gereksinimli bireylerin” sayısındaki artış tartışılırken “başımızın tacı”, “hepimiz bir gün özel gereksinimli birey adayıyız”, “olumsuzluk”, “imtihan”, “acı” ve “sabır” gibi ifadeler kullanılıyor.

Sorun ne?
Bu çerçeve, engelliliği hem önlenmesi gereken olumsuz bir sonuç hem de dini/manevi bir sınav olarak kuruyor. Böyle bir dil, engellileri hak sahibi yurttaşlar olarak değil; korunması, acınması, sabredilmesi ya da yüceltilmesi gereken kişiler olarak konumlandırabilir.

Neden sağlamcı?
“Hepimiz bir gün engelli olabiliriz” cümlesi farkındalık yaratıyor gibi görünse de, engellilerin haklarını bugünkü öznelikleri üzerinden değil, engelli olmayan kişilerin gelecekte yaşayabileceği risk üzerinden savunur. Hak odaklı habercilik, engellilere “başımızın tacı” demez; erişilebilirlik, eşitlik, ayrımcılık yasağı ve bağımsız yaşam hakkını konuşur.

Nasıl yazılabilirdi?
Yazı, engelliliği “acı”, “imtihan”, “sabır” ya da “başımızın tacı” gibi ifadelerle değil, haklar ve sosyal destek sistemi üzerinden tartışabilirdi. Engellilerin sayısındaki artıştan söz edilecekse, bunun eğitim, sağlık, erken destek, erişilebilirlik, sosyal hizmetler ve bağımsız yaşam politikalarıyla bağlantısı kurulabilirdi. Böylece engellilik, önlenmesi gereken bir olumsuzluk ya da manevi sınav olarak değil, eşit yurttaşlık ve hak meselesi olarak ele alınabilirdi.


8. “Yardım eli bekliyor”: Barınma hakkı neden hayırseverliğe çevriliyor?

Engelsizler Haber’de yayımlanan haberde, engelli çocuğuyla zor durumda kalan bir annenin yaşadığı barınma sorunu “aile dramı”, “bakıma muhtaç”, “hayata tutunmaya çalışıyor”, “yardım eli bekliyor” ve “hayırseverler” kalıplarıyla anlatılıyor.

Engelsiz Haber sitesinin ekran görüntüsü var. "Engelli çocuğuyla ortada kaldı" başlığı ve haber fotoğrafı gözüküyor. Fotoğrafta, bir anne çocuğuna oksijen maskesi takıyor.

Sorun ne?
Haberdeki durum ciddi bir sosyal hak meselesi: barınma, gelir güvencesi, bakım ve destek hizmetleri, sosyal hizmet mekanizmaları. Ancak haber bu sorunu hak temelli bir yerden kurmak yerine acıma ve hayırseverlik çağrısına dönüştürüyor.

Neden sağlamcı?
Engelli çocuk ve ailesi “yardıma muhtaç” figürler olarak sunulduğunda, devletin ve yerel yönetimlerin sosyal destek sorumluluğu görünmezleşir. Hak odaklı habercilik “Kim yardım edecek?” sorusuyla yetinmez; “Hangi sosyal hizmet mekanizması çalışmadı, hangi kurum sorumlu, barınma hakkı nasıl güvence altına alınmalı?” diye sorar.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, aileyi “yardım eli bekleyen” bir dram hikâyesi olarak değil, barınma, gelir güvencesi, bakım desteği ve sosyal hizmet hakkı bağlamında anlatabilirdi. Hangi kurumların sorumlu olduğu, belediye ve sosyal hizmet birimlerinin devreye girip girmediği, ailenin hangi haklara erişemediği sorulabilirdi. Böylece haber, hayırseverlik çağrısı yapmakla yetinmeden sosyal destek mekanizmalarının neden işlemediğini görünür kılabilirdi.


"Engelli 2 arkadaşın Kur'an-ı Kerim öğrenme azmi örnek oluyor" başlığı ve "Gaziantep'te sahip oldukları engellere rağmen her gün düzenli olarak camiye giden İbrahim Halil Karakurt ve Ahmet Can Özdemir, Kur'an-ı Kerim öğrenme yolunda gösterdikleri azim ve dayanışmayla çevrelerine örnek oluyor." spotu yer alıyor.

9. “Kur’an öğrenme azmi örnek oluyor”: Dini eğitime katılım neden azim gösterisine dönüşüyor?

Doğruhaber’de yayımlanan haberde, iki engelli arkadaşın Kur’an-ı Kerim öğrenmesi “engellerine rağmen”, “azmi örnek oluyor” ve “gayret takdir topluyor” ifadeleriyle anlatılıyor.

Sorun ne?
Engellilerin dini eğitime katılması olağan bir haktır. Ancak haber bunu olağan bir eğitim ve katılım hakkı olarak değil, “azim” ve “takdir” hikâyesi olarak çerçeveliyor. Böylece dini eğitim alanına erişim hakkı değil, kişilerin “engellerine rağmen” gösterdiği çaba öne çıkıyor.

Neden sağlamcı?
Engellilerin ibadet, dini eğitim ve inanç topluluklarına katılımı özel bir kahramanlık hikâyesi değildir. Asıl soru, camilerin, kursların, materyallerin, eğitim yöntemlerinin ve dini kurumların engelliler için erişilebilir olup olmadığıdır.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, engellilerin Kur’an öğrenmesini “engellerine rağmen azim” hikâyesi olarak değil, dini eğitime ve inanç yaşamına erişim hakkı üzerinden kurabilirdi. Kursların, camilerin, materyallerin ve eğitim yöntemlerinin engelliler için ne kadar erişilebilir olduğu sorulabilirdi. Böylece dini eğitim, olağan bir katılım hakkı olarak anlatılır; engellilerin öğrenme süreci takdir edilecek bir istisna gibi sunulmazdı.


10. “Fedakâr ailenin desteği”: Eğitim hakkı neden aile emeğine bırakılıyor?

TRT Haber’de AA kaynaklı yayımlanan haberde, görme engelli kardeşlerin üniversiteli olması “fedakâr ailenin desteği” başlığıyla anlatılıyor. Haber, kardeşlerin eğitim sürecini aile desteği, zorlukları aşma ve başarı hikâyesi üzerinden kuruyor. Haberde ayrıca “normal gören insan” gibi sorunlu bir karşılaştırma da yer alıyor.

Sorun ne?
Görme engelli öğrencilerin üniversiteye yerleşmesi haberleştirilebilir; ancak bu başarı aile fedakârlığına ve engeli aşma anlatısına indirgenmemeli. Eğitim hakkına erişim, ailelerin bireysel çabasıyla değil; erişilebilir okul, erişilebilir sınav, dijital materyal, rehberlik, makul düzenleme ve kurumsal destekle güvence altına alınmalıdır.

Neden sağlamcı?
“Fedakâr aile” anlatısı, aile emeğini görünür kılıyor gibi görünürken kurumların sorumluluğunu geri plana iter. “Normal gören insan” ifadesi ise görme engellileri “normal dışı” konuma yerleştirir. Doğru ifade “gören kişiler” ya da “engelli olmayan kişiler” olabilir.

Nasıl yazılabilirdi?
Haber, görme engelli kardeşlerin üniversiteye yerleşmesini “fedakâr aile desteğiyle başarı” anlatısına sıkıştırmadan, erişilebilir eğitim hakkı üzerinden ele alabilirdi. Ders materyalleri, sınav hazırlığı, rehberlik hizmetleri, okul ve üniversitelerin sorumluluğu, aile desteği olmadan bu sürecin nasıl yürütülebileceği sorgulanabilirdi. “Normal gören insan” gibi ifadeler yerine “gören kişiler” ya da “engelli olmayan kişiler” denilerek sağlamcı karşılaştırmadan kaçınılabilirdi.


Ortak sorun: Hak yerine hikâye, erişilebilirlik yerine azim

Bu haberlerin tamamında farklı yaşam alanları var: rehabilitasyon, üretim, sanat, eğitim, spor, oyun hakkı, sosyal destek, dini eğitim ve barınma. Ancak haber dilinde ortaklaşan güçlü bir kalıp görülüyor: Engellilerin deneyimleri çoğu zaman hak temelli bir çerçeveyle değil, duygusal ve bireyselleştirici anlatılarla kuruluyor.

Bu dil iyi niyetli olabilir; ama şu soruları gölgede bırakıyor:

  • Eğitim, spor, sanat, ibadet ve kamusal alanlar engelliler için erişilebilir mi?
  • Kurumlar hangi makul düzenlemeleri yaptı, hangilerini yapmadı?
  • Engelliler kendi sözleriyle ne talep ediyor?
  • Sosyal hizmet ve destek mekanizmaları neden aileye ya da hayırseverliğe bırakılıyor?
  • Tekerlekli sandalye, baston, destek ihtiyacı ya da farklı iletişim biçimleri neden eksiklik gibi anlatılıyor?

Hak odaklı habercilik, engelliler “azmiyle örnek olan”, “mucize yaratan”, “hayata tutunan” ya da “yardım bekleyen” kişiler olarak değil; hak sahibi, talep eden, üreten, eğitim alan, spor yapan, inanç hayatına katılan ve kamusal alanda eşit yurttaşlar olarak görür.


Sağlamcılık Radarı’nın küçük dil rehberi

  • “Tekerlekli sandalyeye mahkûm” yerine:
    Tekerlekli sandalye kullanıcısı
  • “Hayata tutundu” yerine:
    Tedavi/rehabilitasyon sürecini sürdürüyor; üretimine/eğitimine devam ediyor
  • “Engeline rağmen” yerine:
    Erişilebilirlik eksiklerine rağmen / gerekli desteklerle / şu alanda üretim yapıyor
  • “Azmiyle örnek oldu” yerine:
    Başarısı ve talebiyle görünür oldu / deneyimini paylaştı
  • “Mucize” yerine:
    Emek, üretim, destek ve erişilebilirlik
  • “Fedakâr aile sayesinde” yerine:
    Aile desteği görünür; kurumsal sorumluluk nerede?
  • “Normal insan” yerine:
    Engelli olmayan kişi / gören kişi / yürüyen kişi / bağlama uygun açık ifade
  • “Yardım eli bekliyor” yerine:
    Barınma, bakım ve sosyal destek hakkına erişemiyor
  • “Özel gereksinimli bireyler başımızın tacı” yerine:
    Engellilerin eşit yurttaşlık ve erişilebilir yaşam hakkı var

Sağlamcılık çoğu zaman “kötü niyetle” değil, alışılmış haber kalıplarıyla yeniden üretilir. Bir öğrencinin başarısı “azim”e, bir sporcunun derecesi “engellere rağmen”e, bir sanatçının üretimi “mucize”ye, bir ailenin barınma sorunu “hayırseverlik” çağrısına sıkıştırıldığında hak sorusu kaybolur

Sakat Cenah olarak başka bir habercilik mümkün diyoruz: Engellileri acıma ya da hayranlık nesnesi değil; kendi sözünü kuran, hak talep eden, üreten, öğrenen, çalışan, spor yapan, inanan, kamusal alanda var olan özneler olarak görmek. Başarıyı “rağmen” diline değil; erişilebilirlik, eşitlik ve bağımsız yaşam hakkına bağlamak.

Sakat Cenah’ı birlikte büyütelim Sakat Cenah, engelli haklarını yardım değil eşitlik meselesi olarak anlatan bağımsız bir yayın. Desteğinle bu sözü birlikte büyütelim.

Bir yanıt yazın

Sakat Cenah sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin