Artık her gazetenin bir web sitesi, mobil uygulaması ve birden fazla sosyal medya hesabı var. Haber, basılı sayfadan çıkıp ekranlara taşındı; manşetler sosyal medya tasarımlarına, veriler infografiklere, açıklamalar görsel şablonlara yerleşti. Bu dönüşüm çoğu zaman “erişim çağının zaferi” olarak sunuluyor. Oysa erişim, yalnızca internete bağlanabilmekle sınırlı değil. Asıl mesele, içeriğin kimin için ve ne kadar erişilebilir olduğu.
Bugün haberin önemli bir bölümü görselin içinde üretiliyor. Kritik bir istatistik grafiğin içine gömülüyor, bir siyasetçinin sözleri renkli bir kartın üzerine yazılıyor. Fakat bu görseller açıklayıcı alternatif metinle desteklenmediğinde, ekran okuyucu kullanan bir kişi için haberin yarısı tasarım eliyle yok ediliyor. Ortada bir görsel var ama bilgi yok. Daha doğrusu bilgi, yalnızca “standart” kabul edilen görebilen kullanıcılar için var. Bu tabloyu teknik bir hatadan ziyade, dijital tasarım alışkanlıklarımızın kapsayıcılık noktasında henüz yeterince olgunlaşmadığının bir işareti olarak okuyabiliriz.
Bir gazeteci adayı ve üniversite öğrencisi olarak bu durum benim için teorik bir tartışmanın çok ötesinde. Her ödevde, her haber analizinde ya da araştırma sürecinde, erişilebilir olmayan haber siteleri yüzünden akademik hayatım doğrudan sekteye uğruyor. “Standart” kullanıcıya göre tasarlanmış, klavye ile dolaşılamayan her arayüz, benim bilgiye ulaşma hızımı ve niteliğimi yavaşlatıyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından yayımlanan “Web Siteleri ve Mobil Uygulamaların Erişilebilirliği Kontrol Listesi”, dekoratif olmayan tüm görseller için anlamlı alternatif metin sağlanması gerektiğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu, sadece teknik bir ayrıntı değil; gazetecilik açısından doğrudan etik bir sorumluluktur. Gazetecilik, kamunun haber alma hakkına dayanır ve bu hak, bilginin eksiksiz sunulmasını gerektirir. Bir fotoğrafın anlattığını betimlememek, o fotoğrafın bağlamını görünmez kılmaktır. Örneğin: Bir protesto fotoğrafındaki kalabalığın niteliği ya da olay yerindeki atmosfer betimlenmediğinde, görme engelli bir okur haberin çerçevesinden dışlanır. Görseli betimlemek, haberi her okur için tamamlamaktır.
Erişilebilirlik sorunu yalnızca görsellerle de sınırlı değil; video içeriklerin hakimiyet kazandığı bu dönemde işitme engelli kişiler de benzer bir dışlanma ile karşı karşıya kalıyor. Haber videolarında işaret dili çevirisinin bulunmaması veya doğru yapılandırılmış altyazıların eksikliği, içeriğin yalnızca bir kısmının hedef kitleye ulaşmasına neden oluyor ve bilgiyi bütünsel bir hak olmaktan çıkarıyor. Çoğu yayın kuruluşu, bu tür düzenlemeleri “yüksek maliyetli” bularak geri plana atıyor. Oysa bilginin ulaştırılması, bütçe planlamasına veya ekonomik tercihlere bırakılamayacak kadar temel bir haktır.
Erişilebilirliğin bir diğer temel ayağı klavye erişilebilirliğidir. Haber siteleri; karmaşık menüler, otomatik kayan içerikler ve odaklanamayan bağlantılarla dolu. Fare kullanamayan bir kullanıcı için bu sitelerde dolaşmak, web sitesinin içine hapsolmak demektir. Oysa Bakanlık yönergesinde de belirtildiği üzere, sayfadaki tüm içerik ve işlemlere klavye ile kontrol sağlanması yasal bir zorunluluktur. Gazetecilik ilkeleri ayrımcılıktan kaçınmayı gerektirir. Eğer bir okur sadece fare kullanamadığı için manşete erişemiyorsa, burada yapısal bir ayrımcılık söz konusudur.
Dijitalleşme gazeteciliği hızlandırmış olabilir ama onu daha ulaşılabilir kılmak biz gazetecilerin, yayıncıların, içerik üreticilerinin sorumluluğundadır. Bugün erişilebilirlik uygulamalarının hayata geçmemesinin en büyük sebeplerinden biri de eğitim sistemindeki farkındalık eksikliğidir. Üniversitelerde, özellikle de gazetecilik ve iletişim fakültelerinde kapsayıcılık konusu, müfredatın merkezinde değil, genellikle meraklısının ilgisine bırakılmış bir “kişisel tercih” veya “inisiyatif” olarak kalıyor. Geleceğin medya profesyonelleri, kapsayıcı içerik üretmeyi öğrenmeden mezun oluyor.
Erişilebilirlik, yalnızca teknik ekibin arka planda çözeceği bir iş değil; haberin nasıl yazıldığı kadar nasıl sunulduğunu da kapsayan mesleki bir onur meselesidir. Gerçek kamusallık, ancak herkes için erişilebilir olan içeriklerle mümkündür. Eğer gazetecilik toplumun aynasıysa, o aynanın herkesi yansıtması gerekir.
2003, Ankara doğumlu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim bölümü öğrencisidir. Erişilebilir bir kampüs ortamı yaratmayı hedefleyen Engelsiz Bilgi Öğrenci Kulübü’nün başkanlığını yürütmektedir.
Engelli hakları savunucusu olarak, Eğitimde Görme Engelliler Derneği ve Toplum Gönüllüleri gibi çeşitli sivil toplum kuruluşlarında aktif çalışmalar yürütmüştür ve yürütmeye devam etmektedir.
Ayrıca, medyada yer alan yanlış temsiliyetler (engelliler, LGBT+ bireyler, yaşlılar) üzerine araştırmalar yapmakta ve bu alanda raporlar hazırlamaktadır.





Bir yanıt yazın