Sakat Mizah: Kör Bizim Yola Geçti

Muhammet Balcı, Sakat Mizah köşesinde sahilde geçen bir yürüyüş hikâyesinden yola çıkarak sağlamcı paniği, izinsiz yardımı ve “başımıza bela olma” bakışını anlatıyor.

Bu görsel, gerçekçi bir İstanbul sahil manzarası üzerine çizim/illüstrasyon öğeleri eklenmiş sanatsal bir sahne gibi duruyor. Sahne gün batımında geçiyor. Sol tarafta deniz var; su koyu mavi ve dalgalı. Ufukta aydınlatılmış bir köprü ve denizde ışıkları yanan bir vapur görünüyor. Gökyüzü turuncu, mor ve lacivert tonlarında; gün batımı atmosferi oldukça belirgin. Sağ tarafta sahil boyunca uzanan bir yol var. Yolun bir kısmı mavi boyalı bisiklet yolu. Üzerinde büyük beyaz bisiklet simgesi ve yön okları bulunuyor. Yolun sağında sokak lambaları, ağaçlar, banklar ve ışıkları yanan binalar sıralanmış. Ön planda, taş kaldırımın üzerinde kırmızı-beyaz bir beyaz baston yatıyor. Bu baston, görme engelli bireylerin kullandığı yön bulma bastonuna benziyor. Bastonun yere düşmüş veya bırakılmış olması sahnenin ana dikkat noktalarından biri.

Az gören biri olarak hayattaki en büyük fantezim, çevresinde herhangi bir bariyer ya da uyarı işareti bulunmayan bir sahil şeridinde yürürken insanların benim denize düşeceğimi zannedip tribe girmesini sağlamak olmuştur hep. Hatta arada erişilebilirliği daha iyi deneyimleyebilmek için denize bir adım kalana kadar yaklaşıp bastonumu aşağı doğru uzatıyorum: Fazlasıyla erişilebilir gerçekten; bir adım daha atsam denize erişebilirim, ne güzel.

Sonra arkamdan bağırıp çağıranlar oluyor:

“Hey, orası deniz, bu tarafa gel! Görmüyor ya, düşecek çocuk, cık cık cık…”

Tuhaf biri olduğumu kabul ediyorum ama sahilde demlenen akşamcı dayılar bazen daha tuhaf olabiliyor. Geçenlerde, gece yarısına yakın bir saatte yine Bebek sahilinde yürüyüş yapıyorum. Bisiklet yoluna çıkmayayım diye özellikle denize yakın taraftan yürüyorum. Derken sol kolumu kavrayan bir el… Ve bisiklet yoluna doğru sürükleniyorum.

“Buradan yürü!” diyor anason kokulu mübarek dayım.

Sonra ekliyor:

“Ben sizi çok seviyorum.”

“Biz” grubuna tam olarak kimlerin dahil olduğundan emin olamıyorum: Gece yürüyüş yapanlar mı, gençler mi, hafif göbekliler mi? Dahil olduğum hangi kümeyi kastetti bilmiyorum ama ayrıştırma olmaması için tüm insanlık adına teşekkür edip yoluma devam ediyorum.

Tabii o sırada bisikletlilerin, motorcuların gözü yaşlı:

“Kör bizim yola geçti.”

Dayı ise gururlu. Arkamdan yaklaşan bisikletlilere bağırıyor:

“Âmâ var önünüzde, dikkatli geçin lan!”

Bir süre daha yürüdükten sonra aynı yoldan geri dönüyorum. Giderken dayıyla karşılaştığım yerden geçerken yine bir ses:

“Yav, sen nereye gideceksin, bir yeri mi arıyorsun?”

“Yok,” diyorum, “yürüyüş yapıyorum ben.”

Dayı, sağa sola yalpalaya yalpalaya bana doğru yaklaşırken bir yandan da bağırıyor:

“Ya akşam akşam sizinle mi uğraşacağız? Ne yürüyüşü? Denize menize düşeceksin, git evine, başımıza bela olma!”

Sarhoşlukla sağlamcılık doğru orantılı galiba; çünkü kafası uçtukça daha bir sağlamcı olmuş ayakta zor duran koca yürekli dayım.

“Bu kafayla senin denize düşme ihtimalin benden daha fazla dayıcığım,” diyorum içimden ve kimsenin başına bela olmayayım diye hızlı hızlı yürümeye devam ediyorum.

Bir Cevap Yazın

Sakat Cenah sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin